Kurulan yeni düzende, Türkiye de yerini alacaktır; ama nasıl bir yerde?

Ülkesel ve küresel gündemi takip ederken rastladığım bazı yorumlara doğrusu şaşıyorum.
Mesela, Rusya'ya dair bazı tespitler…
Neler bunlar?
"Ukrayna işgali Rusya'yı geriye götürecekti/hani nerede; yaptırımlar hala etkisini göstermedi bilakis Rus parası değerleniyor,
Aslında Amerika'nın hedefi zaten Rusya değildi. Amaç Avrupa Birliğini zora sokmaktı ve Rusya da buna aracılık ediyor,
Ya da, eli ve iktidarı zayıflayacağı söylenen Putin, bakın daha da güçleniyor…"

Arkadaşlar,
Savaşlar ve krizlerin ilginç bir özelliği var.
Bu süreçler kahraman da çıkartır kaybeden de…
Ama genelde kaybedeni çok olur.
Hatta görüntüde kazananların pek çoğu, savaş ve krizin bitiminden sonra yönetsel sahnede kalamazlar.
Genelde ilk seçimleri kaybederler.
Neden?
O savaş ve krizin yıkımsal etkisi öyle derin/çok boyutlu ve en ağır şekilde herkesi öyle bir etkiler ki; süreci başarıyla yürüten lider ve yönetimleri bile ayakta kalamaz ve tarih olurlar.
Dün böyle oldu, emin olun ki, bugün ve yarın da öyle olacaktır.

Örnek mi?
2. Dünya Savaşı'nın taraflarına bakın.
Hepsi kaybetti; kazanan da, kaybeden de kaybetti.
Bir tek kazanan oldu,
O da Amerika!..
Başka bir örnek mi?
1980'lerdeki Rusya-Afganistan savaşını düşünün,
Rusya mı kazandı yoksa Afganistan mı kaybetti.
Keza, aynı süreçlerde yaşanan İran-Irak savaşına bakın,
Hangisi belini doğrultabildi; galibi perişan oldu, mağlubu da!..

Bir de bilindik bir örnek vereyim.
Kıbrıs Barış Harekatı ve rahmetli Ecevit…
Harekat başarılı ve hedefine ulaşmış mıydı?
Evet,
Ecevit gereken liderliği yapmış mıydı?
Evet…
Ama bir sonraki seçimi kaybetti.

Kriz kısmına gelince;
1970'lerde yaşanan petrol krizini hatırlayın.
Hatırlayamasanız da ben söyleyeyim.
Kriz süreci ve hemen akabindeki kesitte onlarca ülke yönetimi değişti ve liderleri başkanlığı kaybetti.

Yakın geçmişe gelelim,
2008 krizinde pek çok Avrupa ülkesi liderinin istifa etmek durumunda kaldığını ve/veya erken seçime gittiğini yahut da gittiği ilk seçimi kaybettiğini hatırlatırım.
Bizden örnek isterseniz de;
2001 Ekonomik Krizinin, siyasi sonuçları ve 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarına bakın derim.

Hal böyleyken,
Tüm dünya ekonomik krizle boğuşurken,
Hele de, kriz bu sefer çok kollu bir canavar şeklinde; gıda/barınma/enerji gibi insan hayatiyetinin olmazsa olmazı kalemlere hücum ederken,
Amerika gibi, dünyaya yön veren/ekonomileri belirleyip yönlendiren hatta kriz çıkartıp, krizleri yöneten ve yönlendiren bir ülke bile, ciddi önlemler alma zarureti içine girmişken;
Savaş yaşayan bir Rusya'nın,
Gelişmekte olan kırılgan ekonomilerin,
Üçüncü dünya ülkelerinin etkilenmemesi mümkün mü Allah aşkına!..

Arkadaşlar,
Benzetme yaparak anlatmak istiyorum.
Rusya/Putin'i bir balık gibi düşünürsek; şuanda sular yükseldiği için balık karıncayı yiyor.
Ama unutmayın ki; yükselen sular alçalmaya başladı.
Ve yıllardır yükselen su bir anda sıfırlanmaz.
Son tahlilde ve çok yakın gelecekte, suların iyice çekildiğini ve artık karıncaların balığı yemeye başladığını, cümle alem görecektir.
Bu nedenle de, uzun zamandır planlanan ve uygulanması uzun zaman alacak olan "yeni dünya" projesinin, Rusya etabıyla ilgili bugünkü durum/hal ve ahvale göre karar vermeyin.
Hele bir bekleyin/biraz daha gözleyin ve görün olacakları…
Keza Çin,
Bir kesimin/Avrasyacıların/Antiamerikancıların/Batı karşıtlarının yenilmez armadası Çin, ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı bile.
Çin ekonomisinde başlayan durgunluk; tedarik zincirinin de değişmesiyle birlikte bu ülkede sosyal çalkantıları tetikleyecek.
Başladı bile diyebileceğimiz sinyaller işitiyoruz.
Önümüzdeki bir yıl içerisinde Çin'le ilgili çok değişik haberler ve üstü örtülemeyecek halk hareketlerini daha çok duyacağız.

Genel ölçekle bakarsak;
Bir veya iki yıl içinde, öyle ülkelerin öyle değişimler yaşadığını göreceğiz ki; artık gitmez denen liderlerin gittiğini, değişmez denen yönetimlerin bittiğini ve hatta bir daha belini bile doğrultamayacakları bir sürece girildiğine şahitlik edeceğiz!

Ara bir not olarak;
En gelişmiş ekonomilerin bile çok kötü etkilendiği bu süreç, gelişmekte olan ekonomiler için kanser/verem mesabesinde etki oluşturacaktır.
Bunun semptomları görülmeye başlandı bile…
Hele de, bu ülke yönetimleri kendi iktidarlarının devamını öncelerse/iç siyasi galibiyeti ana gündem yapar ve küresel gelişmelere bigane kalırsa/daha fazla, nasıl ayakta/yönetimde kalırım bencilliğine girerse; çok muhtemeldir ki, bedeli 3 olabilecek küresel krizin etkisi, otuz olur/üç yüz olur!..

Buradan, Türkiye başta olmak üzere; tüm gelişen ülke ekonomi yönetimlerini uyarıyorum.

Bu krizi hafife alırsanız -ki, bu rehaveti görüyorum maalesef- ülkesel ve siyasal ağır sonuçlara da hazırlıklı olun ve kaybedişlere şaşırmayın.
Bunları söylerken de, özellikle Türkiye özelinde politik mülahazalardan/siyasi tercihlerden ve iç siyasi taraftarlıktan azade şekilde ve sadece ülkesellik perspektifini esas alan bir duruş içindeyim.

Partiler üstü ve siyaset üstü söylüyorum!..
Genel itibarla ve hassaten Türkiye için, üç-dört senedir bas bas bağırdım ve "Küresel bir fırtına geliyor, hazırlanmak lazım. Hazırlanan ülkeler, az veya daha az hasarla kurtulabilir" dedim durdum.
Siz okurlarım bilirsiniz; en az 10-15 yazımda, uyarı ve ikazlarımın tonunu artırarak söylemişimdir!

Sonuç;
Bir ironi yaparak bu süreci Formula 1-otomobil yarışına benzetirsek;
Start öncesi (Buna Büyük Sıfırlama diyebiliriz) sıralama turlarının son dakikasındayız.
Bu ana dek, yapacaklarını yaparak, starttaki sıranı oluşturamadıysan ve ülkesel kalibrene uygun yerini alamadıysan; alamamışsındır!

Ötesi yok,
Ama, sen yerini alamadın diye, "Start" olmayacak değil/öyle bir dünya yok.
Her şekilde, bu start verilecek ve ülke araçları belki de –belki de değil çok büyük ihtimalle- pilotu ve pit ekibi değişerek/değiştirilerek, bir şekilde starta katılacaktır.
Artık sıralamanın ilk onunda mı/yirmisinde mi veya başka bir sırasında mı yer alınır; onu, önümüzdeki bir-iki yıl içinde göreceğiz!..


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
OGÜNhaber