İstanbul'da gerçekleştirilen 'İslam Konferansı'nın ardından..

KASIT MI CAHİLLİK Mİ?
Türkiye’nin AK Parti iktidarında gelmiş olduğu düzey, sağlanan ilerleme ve gelişmeleri anlamak için İstanbul’u, Antalya’yı ve buralarda düzenlenen uluslararası toplantı ile konferansları izlemek yeterli. Özel sektör, turizm sektörü, konferans organizasyon sektörü öyle bir düzeye ulaştı ki tüm Avrupa gerçekten kıskanacak noktaya geldi, Türkiye onları birçok konuda olduğu gibi bu konuda da çoktan geride bıraktı. Bu gerçekten sevinilmesi, övünülmesi gereken bir husus. Gurur duyuyoruz. Hem de arzu ettiğimiz hizmet hızına ulaştıramadığımız, özel sektörden bir türlü ilham alamayan bürokrasiye ve bürokrasinin kimi zaman ağır hantal duyarsız “Mon Cher” yapısına rağmen.

XIII. İslam Konferansı yukarıdaki anlatıma her yönü itibariyle çok güzel bir örnek, Osmanlı’nın başkenti, bu gün İslam ülkelerine de örnek kent olma hakkını elde ettiğini gösterdi, kanıtladı. Çok sevindik, gurur duyduk. “İstanbullular biraz sıkıntı eziyet çekti ama sağlanan başarı çekilen sıkıntıyı unutturacak nitelikte” diye söylemeye gayret ederken, tüm okuyucuların bu günkü paralel bozguncu medyadan da göreceği üzere, konferansın bambaşka bürokratik boyutu yine bürokrasimizin kendine özgü ilginç “Mon Cher” tarzı ile gösterdi ve bir çuval inciri berbat etti. Her şey mükemmel çok güzel derken, bürokrasimiz Sayın Cumhurbaşkanımıza öyle hazırlıksız haksız bir konu götürdü ki, muhtemelen bu nedir diye Sayın Cumhurbaşkanımız da çok üzülmüştür. Hem de hele hele tamamen başarılı, bir takım kimselere taş çatlatırcasına mükemmel bir konferanstan sonra.

Nasıl söylesem karar veremedim cahillik mi, aymazlık mı, kasıt mı beğendiğinizi siz tercih edin. Koskoca kapanış oturumunda siz ön hazırlığını, ilk yoklamalarını yapmadan, üye ülkelerin görüş öneri ve hissiyatını almadan “Para” konusunu nasıl Cumhurbaşkanına götürür de sonuna kadar başarılı giden konferansın sonuna acemice gölge düşürtürsünüz. Hangi hak, hangi cesaret ve hangi tecrübenize istinaden bu hamlığı bu kasıtı yaptınız bir bilen anlatsa bize.

Biliyorum bürokrasimiz burnundan kıl aldırmaz. İnsanımızı kırk kere suya götürüp kırk kere susuz getirmekte mahirdir ama bu denli acemiliği kasti düşmanlığı aklım almıyor, tarif edemiyorum. Siz hayatınızda hiç mi bir konferansa gitmediniz?, Hiç mi konferans izlemediniz?, Bir genel kurula ya da bir şirket genel kuruluna da mı katılmadınız?, Bari oturduğunuz apartman yönetim toplantısına da mı gitmediniz? Bizim apartmanda dahi yıllık vasat, aidat genel kurulu yapılacağı zaman komşular rencide olmasın diye apartmanın yönetim kurulu başkanı da değil apartman görevlisi tek tek kapıları dolaşır, borcu olan komşularımızı uyarır; “Şu gün yönetim yapılıp gündeme gelecek, şu kadar da aksamış bir borç var” diye gizliden söyler. Kimse mahcup edilmez, toplantıda kavga çıkmaz. Eğer hele aidat artışı söz konusu ise tüm komşulara birebir mektup gönderilir, konu anlatılır, görüşleri ve artışa yönelik düşünceleri alınır ve eğer çoğunluk taraftar değil ise, olumlu bakmıyor güçleri yetmeyecek ise ya yapılacak işten vazgeçilir ya da hatırı sayılır komşular ile mesele uygun şekilde çözülür. Yönetim toplantısında içilen çay ve yenen kuru kuru pastanın tadı kaçırılmaz.

Anlaşılan o ki bizim bürokrasi 'Mon Cher'ler hiç uluslararası toplantıya gitmediği gibi, kendi apartmanı ile dahi ilgilenebilecek kadar mahir değil veya aslında tenezzül konusu değil. Belki çok basit halledilecek ve kamuoyuna taşmayacak, birilerinin ekmeğine yağ sürdürülmeyecek bir mesele, nazik hassas mahrem bir konu, bir şekilde bu günkü art niyetli kesim ve kimselerin desteğiyle hoş olmayan bir hale dönüştürülüyor. 

Bu şekliyle de konunun kasıt boyutu aklıma gelmese, çok basit bir bürokratik cahillik daha; “Olmadık, öğreneceğiz” der, sabreder, geçerdim ama haberlere ve olayın kasıt boyutuna dayanamadım. Benim Cumhurbaşkanımı, İslam konferansının yeni liderini, gelecek üç yıllık sahibini daha ilk toplantısında hiçbir yoklama ve görüş alışverişinde bulunmadan, üye ülkelerin yaklaşımını en azından bakan düzeyinde almadan, siz bu konuyu hangi cesaret ile Anadolu’nun tabiri ile doğrudan tavaya koyup fırına vermeye kalkıştınız? Cumhurbaşkanımıza bu eziyeti nasıl reva gördünüz aklım almıyor.

İster istemez düşünmek zorunda kalıyorum, ülke dışında karşı karşıya olduğumuz tüm bu sıkıntıların kaynağı bir cahillik mi, yoksa tecrübesiz ilgili bürokrasimiz mi? değerli “Mon Cher” lerimiz niye tenezzül edip konuyu gündeme getirip konferans üyesi ülkelere daha öncesinde sormadılar acaba? Ama onlar bu ülkeden de aziz milletimiz ve onu çoğunluğun oyları ile getirdikleri, seçtikleri Reis-i Cumhurundan daha önemli, daha “prestijli” bu tür para konuları ile ilgilenmeyecek kadar da onurlu!.. kimseler. Beyler bu Cumhurun Reisi halkın içinden ve halkın oyları ile oraya seçilerek geldi, dedesinden miras kalmadı.

Lütfen artık kendimize gelelim ve ne yaptığımıza bir dikkat edelim, kendimize çeki düzen verelim. Sorumluluğumuzu en azından anlamaya gayret edelim, yerine getiremeseniz de en azından kendi uğrumuza başkalarını feda ettirmeye cesaret etmeyelim. Bence bunun bir dahası ve asla affı da olmaz, benden söylemesi.

Gördüğünüz gibi bürokrasi sadece bazı kurumlarda değil, nerede ise tüm kurumlarda error veriyor, üstüne üstlük bir de paralel örgüt işin içine giriyor ve bürokrasi tamamen iflasın eşiğine geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı kendini yırta dursun sistemdeki elektrik kaçağı büyük.

Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu ne kadar iyi niyetli ise de dışişleri bürokratları malum “Mon Cher” ler takımı bildiğini okuyor.

Kısaca ülkemizde revizyona tabi tutulacak çok iş var. Bunların içinde Dışişleri bence ilk sıralarda, ben doğru bildiğimi yazar, arz ederim. Zira mesele vatan ise bence gerisi teferruattır, tıpkı Sayın Cumhurbaşkanımın düşünceleri gibi.

Yeni Bir Portrede buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili Ogün okurları.
OGÜNhaber