İmamoğlu; 'Allah beni kimseye mahçup etmesin..'

"Hepimiz için çok güzel günlerin başlangıcı.
Bu önemli bir başlangıç anıdır. Çok güzel bir süreç yaşayalım.
İstanbul'lulara nasıl bir İstanbul istediğimizi anlatacağız.
Hazırlıklarımız İstanbul'lular'ın geleceği için en üst seviyede.
Beylikdüzü'nde herkesin kalbini kazandığımız gibi tüm İstanbul'luların kalbini kazanmaya geldiğimizi söylüyorum.
Allah beni kimseye mahcup etmesin."

Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul başkan adayı olduğu gün, bu sözleri söyledi.
Evet, önemli bir başlangıç anıydı…
İstanbul'lulara, vaad ve İstanbul tahayyülesini de anlattı…
Ciddi bir çalışma süreci yaşandı.
Millet ittifakı İmamoğlu için çok özel çaba sarfetti.
Kampanyada, İmamoğlu figürü hep öndeydi.
Genç, prezentasyonu yerinde, sabırlı, mütebessim ve hırslı bir figür olarak hemen her kesimde kabul gördü.

Hatta sinirleri alınmışçasına sabır abidesi görünümü; bana göre, biraz fıtrata ters geliyordu.
En nihayetinde Ordu Havalimanında yaşanan olay; "sinirlenebilir" bir insan olduğunu görmemizi sağladı.
Çünkü bu süreçte oluşturulan İmamoğlu imajı, hayatın olağan akışına aykırı gibiydi.
Kampanya süresince de seçmenlerin kalbini kazanmak için çok ciddi çaba sarfetti.
Ve gün gelip çattı….
Kalpleri kazandı mı onu bilemem ama İstanbul'luların verdiği oylarla 23 Haziran 2019’da seçimi kazandı ve bu "nadide-eşsiz-benzersiz" şehrin başkanı oldu.

Bugün 3 Haziran 2020,
İmamoğlu, neredeyse bir yılını doldurdu.
Geriye dönüp bakıyorum da, İstanbul Şehremini'nin sadra şifa bir icraatı yok.
Devr-i sabık yaratır gibi büyük bir gürültüyle başladı.
İlk üç ayında, "hadi neyse daha yeni başladı", dedi İstanbul'lu.
Kredisi büyüktü.
Ama icraatlar bir türlü gelmedi.
Ve ne yazık ki; daha çok polemikleriyle anılmaya başladı.
Seçim  öncesi açıkladığı dağ gibi sorunlar konuşulmuyor, eyleme geçilmiyor; daha çok Türkiye polemikleri yapılıyordu.

Bir ara Kanal İstanbul üzerinden gündem oluşturmaya çalıştı.
Ama Kanal İstanbul'a mesai verene kadar; İstanbul başkanının yapacağı çok daha acil öyle çok şeyler vardı ki…

Başkan olduğunda popülaritesi Ankara başkanına göre çok daha ilerideydi.
Fakat zaman geçtikçe Mansur Yavaş hızlandı, İmamoğlu yavaşladı…
Çünkü Yavaş sessiz, derinden ve yavaş yavaş; sadece icraat yapıyor, olabildiğince polemikten kaçınıyordu.
İmamoğlu ise tam tersi; icraatları ikincilleştirip, polemiklerle, ulusal konularla ve gündem yaratmakla gündem oluyordu.

Cumhurbaşkanlığı'nı hedeflemiş olabilir.
Normaldir de,
Herkesin olduğu gibi İmamoğlu'nun da Anayasal hakkıdır.
Ama unutmamak lazım ki; Ankara'ya giden yol İstanbul'da başarılı olmaktan geçer.
Erdoğan'ın yerini istiyorsan; hiç olmazsa benzer süreçten geçmiş Erdoğan'ın ne yaptığına/yapmadığına odaklanmalısın.

Tamam, Erdoğan'ı sevmeyebilirsin. Ama strateji ve yol haritası doğruysa gözardı etme derim.
Çünkü aynı noktadan geçen Erdoğan Başbakan oldu ve bugün Cumhurbaşkanı…
Ama o başkanken; "önce İstanbul" dedi.
Şehrin kronik sorunlarına radikal şekilde el attı.
Üstelik bir CHP’li başkandan devralmıştı.
Günlük hayatı etkileyen toplanamayan çöp yığınlarından tutun da, su sorununa kadar pek çok problemle yüz yüzeydi.

Şimdi kimilerinin İktidar İmamoğlu'nun önünü tıkıyor, engel koyuyor dediğini duyar gibiyim.
Fakat unutulmasın ki; Erdoğan da başkan olduğunda iktidar başka bir partideydi.
Hem de Fazilet Partili olarak vebalı gibi görülüyorlardı.
Bugün İmamoğlu için oluşan geniş destek yelpazesine de sahip değildi.
Kaldı ki; Aydın, Eskişehir, Muğla gibi oldukça başarılı CHP'li belediyeleri de muhalif iktidarla çalıştılar/çalışıyorlar.

Ama mazeretlere sığınmadılar/sığınmıyorlar.

Bu arada uyarmak isterim;
Başkent'e gideceğim derken,
Ülkeyi yönetmeye geldim derken,
Hedefim Cumhurbaşkanlığı ve Erdoğan'ı yıkmak derken,
İstanbul'u/İstanbul'luyu unutur, görevini ihmal edersen,
Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak gibi;
İstanbul da elden gider, başkanlık da biter, Başkent'e gitmek de hayal olur.
Çünkü İstanbul Türkiye'nin özeti, cüz'ü ve bileşkesidir.
Lakin İstanbul ve İstanbul'luya hizmet için geldiysen ve bunun taahhüdünde bulunduysan,
Öncelikli görevin bunların realizasyonu, takip ve kontrolü değil mi..!
Bugün özellikle 40 yaş ve üzeri olanlar İstanbul belediye yönetimi deyince hala Erdoğan'dan bahsedebiliyor ise; işin sırrının "icraat" olduğu aşikardır.

Bir de eski naif, zarıf İmamoğlu'ndan eser kalmamış.
Sakinliği gitmiş, sabrı bitmiş, tebessümü silinmiş…
Sürekli agresif, hırçın ve Erdoğan takıntılı gibi.
Bu durum rutin davranışlarına da yansıyor ve şaşırtıcı görüntüler oluşturabiliyor.
Mesela 29 Mayıs'ta Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin türbesini ziyarette sergilediği lakayt tavır, elleri arkasında gösterdiği duruş hiç hoş değildi.

Başkan olduğu şehri fetheden zata hürmet noktasında, hiç de şık değildi.
Bu şehri, şehristanbul'u fetheden, çağ kapatıp çağ açan, Doğu Roma imparatorluğunu bitiren kısaca ve özetle; tarihin seyrini değiştiren dehaya, ideal ve iddiası uğruna hayatı hiçe sayan büyük komutana, Osmanlıda kadılar (hakimler) var dedirtecek adalet timsaline, entelektüel ve diplomat bir büyük ve kutlu lidere sergilenen lakaytlığı hazmedemem, hazmedemedim.

Eminim, sadece İstanbul'lular değil; İstanbul-Fetih ve Fatih hassasiyeti olan-olmayan herkes de hazmedememiştir..!

Yapma, etme Sayın İmamoğlu…
Başkanlar geçicidir ama İstanbul bakidir.
İstanbul'a bunu yapma.
Partin, siyasetin, fikrin, zikrin bir yana; büyük teveccühle seçilmiş bir başkan olarak, bu şehre sen de  bir şey katasın isterim.

Ulusal politika ayrıdır, yerel yönetim işi ayrıdır.
Şimdi başkanlık ve icraat zamanı.
Sayın İmamoğlu kızma ve darılma lütfen ama "dağ fare doğurdu".
Koca bir yıl geçti,
Ele avuca gelir hiçbir icraat yok.
Kampanya sürecindeki ışıltılı vaadler unutuldu.
Bence vakit; silkelenme ve kendine gelme zamanıdır.
Telafi için daha zaman var.
Yoksa ikinci sene de böyle geçerse; bu halk, senin değirmeninin suyunu keser.
İşte o zaman; bırak Cumhurbaşkanı olmayı,
İstanbul başkanlığın bile hayal olur…
Böyle gidersen kusura bakma; "Allah seni mahcup eder"...

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber