Trump dönemi üçüncü ayını doldurmak üzere…
Trump Amerikası’nın yeni konseptine dair bir değerlendirme yapacak olursak;
Kişisel karakterine uygun dolu-dizgin bir yönetim ve yöntem tarzı görüyoruz.
Nasıl?
Kurumsallığı takmayarak, yok sayarak…
Yani, kurum/devlet veya uluslararası müesses sistemi by-pas edip; güç sahibi kişi ve liderlerle iletişimi öne çıkartarak…
Bu yaklaşım tarzını,
Öncelikle kendi ülkesinde başlattı.
Amerikan kurumlarını itibarsızlaştırmaktan tutun da; popüler ve küresel etkinlikteki şirket sahiplerini kabinesine ve yönetim kadrosuna alarak tüm dünyaya olacakların sinyalini verdi.
Bu kapsamda,
Bazı Amerikan savcı ve hakimlerini yaptığı eleştirilerle paspas etti.
Büyükelçilik görevlerine iş ve ticaret insanlarını önerdi.
Kendisine ve politikalarına karşı çıkan/Cumhuriyetçileri destekleyen küresel ölçekli Amerikan firmalarını yerden yere vurdu/tehdit etti.
Bununla da kalmadı; Amerika’nın çok övündüğü demokrasi ve Kurucu Babalardan miras, bazı önemli gelenek ve kuralları çöp etti.
Kendi ülkesinde bunları yapan Trump küresel ölçekte neler yapardı neler…
Hatırlarsınız,
Daha başkanlığa bile oturmadan “Kanada bize bağlanmalı/Gröland bizim olmalı/Panama’yı almalıyız” gibi, devletlere ve stratejik coğrafyalara çökme isteğini aleni bir şekilde dile getirdi.
Öyle ki;
Artık dünya büyük bir tedirginlik içinde “Bugün Trump, hangi ülkeye/hangi ülkenin yeraltı-yerüstü kayaklarına çökecek veya hangi ülkeyi nasıl azarlayacak” diye güne başlar oldu.
Başlayan bu yeni süreç, Trump’ın yeni bir yanını daha ortaya çıkarttı.
Güçlü ülkelerden ziyade, güçlü liderlerle diyalog oluşturup; birlikte hareket etmek…
Mesela;
Putin, Orban, Erdoğan, Aliyev, Netenyahu ile oluşturduğu ve kişisel övgüleri esirgemediği diyalog ortamı…
Tam bu noktadan hareketle,
Trump-Erdoğan ilişkisine gelelim.
An itibariyle,
Türk-Amerikan ilişkileri denir mi bilmiyorum ama Erdoğan-Trump ilişkisi belki de tarihte görülmemiş düzeyde içiçe ve kaynaşık vaziyette…
Mesela;
Trump ve Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi oldu.
Trump’ın Danışmanı ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Vitkoff bu görüşmeyi şöyle özetliyor:
"Muhteşem ve dönüşümsel!
Bence önümüzdeki günlerde bunu haberlerde göreceksiniz."
Hemen akabinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD Dışişleri Bakanı Rubio bir araya geldi.
İkilinin gayet memnun ve iyi bir görüşme geçirdiği hemen anlaşılıyordu.
Tarafların açıklamalarından çıkan sonuç şu idi:
—Amerika, Türkiye’nin Ukrayna savaşının bitirilmesi konusunda çabalarından çok memnun.
—Amerika, Türkiye’den Güney Kafkasya’da barış için de destek bekliyor.
Yani Azerbaycan ile Ermenistan’ı barıştırmasını istiyor.
—Ve tabi en önemlisi olarak da İran’a yapılacak muhtemel saldırıda Türkiye’nin ABD ile birlikte hareket etmesi bekleniyor.
Yani, hiç olmadığı kadar geniş ve derin bir müttefiklik…
Ya İsrail-Türkiye arasında yaşanan ihtilaflar?
Aslına bakarsanız Trump Amerikası bunu pek de önemsemiyor.
Yeri gelir veya gerek duyarsa Netenyahu’nun da kulağını çekebilir.
Kaldı ki,
Trump için Türkiye’de Erdoğan’ın olması, İsrail’de Netenyahu’nun başta kalmasından daha önemlidir.
Amerika için Netenyahu olsa da olmasa da İsrail zaten önemlidir ama Türkiye noktasında Erdoğan’ın varlığı şimdilik hayati önemdedir.
Amerika’nın, Erdoğan odaklı bu desteğini Türkiye’de yaşanan olaylarla ilgili ABD’den gelen açıklamalarda da görüyoruz.
Dikkatinizi çekmiştir,
Gezi olaylarında bile Amerikan devletinin yoğun baskısı hissedilirken bu defa “Türkiye’nin iç işleridir, karışamayız” demekle geçiştirdiler.
Neden?
Çünkü neredeyse tüm yazılarımda vurguladığım gibi düzenin efendilerinin kurguladığı yeni dünya düzeninin tıkır tıkır işlemesinden daha önemli bir şey yoktur.
Yok efendim, İstanbul belediye başkanı tutuklanmış,
Vay efendim, Türkiye’de demokrasi iyi işlemiyormuş,
Aman efendim, iktidar muhalefete baskı uyguluyormuş falan filan…
Arkadaşlar!
Adam, Beyaz Saray’da canlı yayında Zelenski’yi çocuk gibi azarladı ve kovdu.
Başkan Yardımcısı Vance denen adam, İngiltere Başbakanı’na demokrasi ve özgürlük dersi vermeye kalktı.
Elon Musk gibi bir palyaçonun dilinden Almanya’ya posta koydurdu.
Kanada başbakanını kahrından ağlattı ve istifa etmek zorunda bıraktı.
Hal, ahval, durum ve realite bu iken,
Türk siyasetinde ne olup olmadığının Trump Amerikası için bir öneminin olacağına nasıl ihtimal verebiliyorsunuz Allahaşkına…
Ama buradan bir tespit bir de uyarım yapacağım.
Tespit herkese uyarı özellikle iktidara…
Trump’ın sergilediği mafyatik kamu pratiği Amerika’da Trump karşıtlığını dünyada Trump ve Amerika karşıtlığını şiddetlendirmeye başladı.
Bu karşıtlık Trump’a yakın kişi ve destekçi firma ürünlerine boykota kadar uzandı.
Tesla’nın haline bakın…
Son tahlilde,
Trump ve dünyanın geri kalanı gibi karşıt bir kompozisyonunda kimin kaybedeceğini görmek çok da zor olmasa gerek…
Bu bağlamda,
Sakın ha sakın,
Trump’a fazla da güvenmeyin,
Trump üzerinden içeride ve dışarıda geri dönülmez radikal adımlar atmayın derim.
Amerikalılar almadan vermeyi/at pazarlığını çok severler.
Hele de Trump; adam resmen metazori ile elde etmeyi ve çökmeyi bir diplomatik enstrüman haline getirmiş vaziyette…
Trump’la işbirliği, ayı ile yatağa girmek gibidir…
Eğer ki,
Türkiye’nin ulusal menfaatleri çerçevesinde bile olsa onun kurguladığı bölgesel planlara ve kişisel politikalara aykırı gelecek bir yaklaşım sergilendiğinde her şeyi tersyüz edebilme riskini asla gözden ırak tutmayın.
İşte o zaman,
Türkiye’nin iç işlerine öyle bir karışır ki; hem de, tehdide varırcasına…
Her ne kadar “Türkiye’nin iç işleridir, karışamayız” deseler de; peşinden söyledikleri “dikkatle takip ediyoruz” söyleminin aba altından gösterilen sopa niteliğinde olduğunu not etmekte fayda var.
Adamın sağı-solu belli değil.
Sonuç:
Hep dediğim gibi;
Herhangi bir dünya ülkesinde veya en ücra bir coğrafyada yaşanan herhangi bir olay asla tesadüf değildir.
Her şey her şeyle ve tüm olan bitenler, sadece bir şeyle ilgilidir.
O bir şey ise “Yeni Dünya Düzeni”dir.
Ne Sırbistan’da yaşanan sokak olayları,
Ne Suriye’de oluşan yeni realite,
Ne Kuzey Suriye’deki gelişmeler,
Ne Filistin/Gazze ve Lübnan’daki durumlar,
Ve ne de Türkiye’de son günlerde yaşananlar; asla tesadüf değildir ve kesinlikle hepsinin bir anlam ve amacı vardır.
Özgür Özel, İmamoğlu’nun tutuklanması ve yaşanan hadiseler çerçevesinde İngiliz İşçi Partisi’ne sitem edip; “kardeş parti olmak böyle mi!” diye şikayet ediyor.
Açıkçası, bu duruma sadece acı acı tebessüm ediyorum.
Çünkü Özel’in görmediği veya görmesi gereken şu:
Dünya büyük bir dönüşüm cenderesine girmiş vaziyette…
İngiltere de/Avrupa ülkeleri de ve hatta Amerika devleti de kendi başının derdine düşmüş; kimsenin kimseyi düşünecek hali kalmamış.
Karşımızda, Trump’ın eleştirmediği bir gelişmeyi, başkalarının eleştirmeye bile cesaret edemediği bir tablo var.
Varın gerisini siz düşünün…
Not:
Myanmar'da, 7,7 ve 6,4 büyüklüğünde peş peşe iki deprem meydana geldi. Depremin, Çin ve Tayland'da da hissedildiği bildirildi.
Umarım, söylenenler kadar büyük can kayıpları yaşanmaz.
Yakın zamanda benzer bir felaketi yaşamış bir ülke olarak Myanmar halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Bu konuda ilginç duyumlar alıyorum.
Sanki bir gariplik var bu işte…
Önümüzdeki günlerde konuyu enine boyuna sizlerle paylaşacağım.
Bu vesile ile sağlık, huzur, mutluluk dolu nice bayramlara erişmenizi Yüce Allahtan niyaz eder, mübarek Ramazan Bayramı’nızı kutlarım.
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.