Bir şirket düşünün; çok uluslu ve onlarca alt şirkete sahip bir şirket.
Finanstan madenciliğe, denizcilikten havacılığa, gıdadan otomotive, teknolojiden yapay zekaya, sinema sektöründen kültür ihracına, savunma sanayinden küresel manipülasyona kadar; hemen her alanda bir numara bir şirket.
Diğer dünya şirketlerinin iyi geçinmeye çalıştığı veya kötü olmaktan çekindiği bir şirket.
Bu şirketin bir de Yönetim Kurulu var.
Ama öyle etiket olsun diye aile fertlerinin isimlerinin yazıldığı bir kurul değil; soy geçmiş ve özgeçmiş olarak son derece özel, kallavi ve dopdolu kişilerden müteşekkil bir kurul.
Öyle etkili bir kurul ki; tam bir ahtapot gibi kolları bütün dünyayı sarmış.
Kendi topluluk şirketleri haricindeki şirketlerde de, son derece etkin ve belirleyici.
İstediğini batırabilir/büyütebilir veya istediği şirkete istediği CEO’yu göreve getirebilir muktedirlikte.
Adeta şirketler üstü bir akıl veya bütün dünya şirketlerinin zekasını kullanabilen bir akıllılık…
İşte bu yönetim kurulunun, şirketler topluluğuna atadığı bir CEO var…
Aslında bir CEO’nın kalitesizliğine, bir de Yönetim Kurulunun sahip olduğu akıl ve güce bakıyorsun; pek de bu CEO’yu bu şirkete yakıştıramıyorsun.
Ama işte öyle değil; bu yönetim kurulu en kalitesiz CEO’yu, en kaliteli kullanacak kadar akıllı…
Şimdi,
Bu girişi/girizgahı neden yaptım?
Arkadaşlar!
Bahsettiğim şirket Amerika, Yönetim Kurulu Güç ve Akıl Sahipleri ve CEO da Trump.
Diğer dünya şirketleri ise diğer devletler…
Buradan Türk-Amerikan ilişkilerine dair tespit ve önerilerime geliyorum:
Siz bir şirket yöneticisi olsanız böylesi devasa ve dehşetengiz bir şirketle iletişim kurarken sadece CEO’ya bağlı mı kalırdınız yoksa o CEO’yu atayan ve istediği takdirde sorgusuz-sualsiz işine son verecek kudrette olan muktedir akılla mı iletişimde olurdunuz?
Kaldı ki CEO’nun sözleşmesi zaten süreli; ne zaman biteceği de belli.
Evet, Sayın Cumhurbaşkanımızın Trump’la kurduğu iyi ilişki ve iletişimden son derece memnunum.
Hatta Kaan uçak motoruyla ilgili Trump’ın attığı adımın da, bu iyi ilişkinin eseri olduğunu biliyorum ve sevinçliyim.
Lakin salt Trump üzerinden/CEO üzerinden bir ilişki tesisi her zaman sıkıntılıdır.
Her zaman Yönetim Kurulu ile de, görünür veya görünmez iyi ilişkide olmak elzemdir, gereklidir hatta şarttır.
Çünkü Yönetim Kurulu metaforuyla bahsettiğim Güç ve Akıl Sahipleri müsaade etmezse; Trump, Türkiye ve Cumhurbaşkanımız için iyi/olumlu/makul bir şeyleri ne kadar yapmak isterse istesin sonuç doğması her daim risktedir.
Şunu da düşünmeden edemiyorum doğrusu:
Şu anda maruz kaldığımız CAATSA Yaptırımları, F-35 programından çıkartılışımız, Kaan motoru satışının engellenmesi ve hatta bazı vergi oranlarının yükseltilmesi; her fırsatta Cumhurbaşkanımızı çok sevdiğini söyleyen Trump’ın birinci başkanlık döneminde olmadı mı!
O yüzden sağlam gitmek, ilişkileri çok boyutlu yürütmek ve asıl, Güç ve Akıl sahipleriyle iyi ilişkiler tesis etmek çok daha önemlidir, istikrar getirir ve riskleri minimize eder.
Hatta bununla bile yetinilmemeli başta Çin, Rusya, Hindistan olmak üzere; hatta İngiltere ve Avrupa Birliği olmak üzere; alternatif ve dengeleyici ilişkileri canlı tutmak en doğrusudur.
Bilirsiniz; Çin mi, Rusya mı, İran mı yoksa Amerika mı dendiğinde, hep Amerika demişimdir. Ama ben, tek bağlantılı/tek angajmanlı hatta o teklik içinde de sadece Trump’lı bir ilişkiye karşı çeşitlilik ve alternatiflilik formülasyonunun şart olduğunu da mutlaka söylerim.
Bir simülasyon yapalım:
Ağustosla birlikte Trump seçim çalışmalarına başlayacak.
Amerikan seçimlerinde en etkin lobi kimler?
Yahudi diasporası,
Ermeni diasporası,
Yunan Lobisi…
Bunların en hasmane baktığı ülke neresi?
Tabi ki ülkemiz…
Peki seçim sürecinde bir karar anı gelirse Trump bunları mı yoksa Türkiye’yi veya Cumhurbaşkanımızla iyi ilişkilerinin devamını mı tercih eder?
Menfaatçiliğin kitabını yazan, sübjektifliği en doğru yol gören Trump’ın bir anda dönmeyeceğinin asla bir garantisi yok.
“Ya bu dönekliği yaparsa…” diye alternatif planlarımız veya angajmanlarımız var mı?
Tam da bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği/deneyimi/tecrübesi biraz olsun yüreğime su serpiyor.
Ben bunları, hatırlatma/erken uyarı babında yazsam da Cumhurbaşkanımızın zaten gerekli çoklu plan yaptırıp alternatifli yol haritasını çoktan çıkarttığı kanaati ve inancındayım.
Ama yine de müteyakkız ve her şeye hazırlıklı olmak lazım.
Çünkü karşımızda düne kadar Netenyahu’yu hafta sekiz-Cuma dokuz evinde ağırlayan ve Netenyahu adamın dibi diyen ama son günlerde “Yeter be adam! Bıktım artık senden” diye Netenyahu’ya zılgıt atıp bir anda sırt dönebilen bir Trump karakteri var…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.