Her yeni yılın gelişiyle beraber daha yılbaşı akşamından yeni kararlar alınır, yeni yıldan beklentiler dile getirilir, yepyeni hayâller kurulur. Kimi gerçekleşen bu hayallerin bazılarının gerçekleşmemesi durumunda ise daha büyük umutsuzluk ortaya çıkabiliyor. Uzm. Psikolojik Danışman ve Yazar Mehmet Konuk, yeni yılın getireceği yeni coşkuyu TRT Radyo 1’de katıldığı Terapi Notları programında şöyle değerlendirdi:

Yeni Yıl, Yeni Umutlar, Yeni Hayâller…

"Her gün yeni bir başlangıç mı?  Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle, bir gün tamamlanıyor mu? Gece nihayete erip, sabah bütün ışığı ve sıcaklığıyla bütün renkleri gözümüzün önüne seriyor mu? Dünya, çevre ve dahi biz yenileniyor muyuz her yeni günle beraber? Sabahın o erken saatlerinde aldığımız derin nefes daha bir huzur veriyor mu? Evet. Dünyanın kendi ekseninde dönmesi dahi bu kadar bir güzelliği bize bahşederken, devasa yıldız olan güneşin etrafında dönüşünü tamamlaması neden bambaşka güzellikler vermesin ki bize? Hani her sabah yeni bir umuttu. Hani her gecenin bir de sabahı vardı. Bu metaforlar kullanılırken anlamlı ise yeni yıl neden anlamlı olmasın? Aslında doğada ve insanın doğasında da var döngüsellik. İnsanın varlığını sürdürmesinde yaşamsal önem taşıyan hormonların, uykunun döngüsel bir düzeni var. Yeni yılın ilk gününe büyük umutlar, büyük hayaller, alınan yeni kararlar eklenir. Nesi fena, umudun, hayalin, temenninin, duanın.? Hayaller de güzeldir umutlar da. Hayalsiz ve umutsuz yaşamak mümkün mü?" dedi.

Hedef belirleme hususuna değinen Konuk, "Nefes aldığımız her gün hayatımızı değiştirmek için bize fırsatlar tanır. Yeter ki kendimize inanalım ve gücümüzü kullanmaktan korkmayalım. Geçmişe dönük muhasebeler yaptığımızda hoşumuza gitmeyen şeylerin neler olduğunu bulup tekrarlamamak için neler yapmamız gerektiğini fark etmemiz bizim için başlangıç bağlamında çok büyük bir mesafe demektir. Sonrasında oraya takılıp kalmadan kendimize gerçekleştirebileceğimiz hedefler belirlemeliyiz. Gerçekleştirdiğimiz her hedef bir sonraki için motivasyon kaynağı olacaktır. En büyük sorunlarımızdan biri motivasyonu arttırmamaktır. Bir şeyleri yaparken adım attığımızda, aldığımız mesafenin tadını çıkartmıyoruz. Genelde geleceğe yönelik düşündüğümüz için bunun çok fazla anlamı olmuyor. Ya da geçmişteki başarısız gibi görünen şeylere takılıyoruz. "Denedim yenildim" yerine yenildikçe deneyen insanlar olmalıyız.  Burada, şunu hatırlamalıyız: Bebekler emeklemekten yürümeye geçerken ortalama 300-350 kere yere düşüyorlar. Bu ne demek oluyor? Her yere düşüş, ayağa kalkmak için bir neden aslında. Her yenilgi, öğrenmek için bir sebep oluyor. Her başarısızlık, başarıya giden bir yolda öğrenmedir. Başarısızlığı yolculuğun kendisi değil, ara duraklar olarak görmek gerekir. Her şeyden önce şimdi de kalmalıyız. Şunu sormalıyız; şimdi ben bu amaca, bu hedefi gerçekleştirmek için şuanda ne yapabilirim? İngilizcede öyle bir kelime var ki çok hoşuma gidiyor. “Şimdi” kelimesinin karşılığı present demektir. Present İngilizce anlam olarak aynı zamanda hediye demektir. Birisine doğum günü hediyesi alacaksınız, özel bir günde özel bir paketlemeyle özel bir sunumla yaparsanız present olur. Aynı zamanda size verilen bir hediye demektir. Şuan, şimdi çok önemli, dün bugünü bugün de yarını belirleyecektir. O halde, şimdi bir şeyler yapma zamanıdır.  Yarınlı günler koymayalım devamlı, bugünde başlayalım. Ha bir de enerjimizi düşüren insanları yanımızdan uzaklaştıralım. Yapamıyorsak biz kaçalım.." diye sözlerini sürdürdü.

2020 yılının hep olumsuz anılması, lanetlerle, bet ifadelerle uğurlanması ile ilgili de konuşan Psikolojik Danışman Mehmet Konuk:

"Klasik bir söylem vardır; Algılarımız, geleceğimizdir, diye. Yani söylemler, doğrudan algılarımızla ilgili. Yine klâsik ama değeri baki olan bir söz var: Yaşamda olaylar değil, olaylara verdiğimiz anlamlar önemlidir. Hepimiz değişik anlamlar atfediyoruz dolayısıyla aynı olayı yaşadığımızda farklı duygular yaşıyoruz. Kimileri için pandemi dönemi, büyük bir nimet ganimet dönemi oldu. Hem maddi hem manevi. Sorgulama, inzivaya çekilme, tefekkür etme, ne bizde ne kadar fazla, bakın çok önemli bir şey söyleyeceğim, biz kimde ne kadarız ne kadar fazlayız. Bu çok önemli. Neyi eksik bırakıyoruz, kendimizi ilerletmek bağlamında neler yapmışız, nerede tekrarlarımız ve patinajlarımız olmuş? Yeni bir şey bağlamında kendimize ne katabiliriz? Bakınız, sorular o kadar fazla ki. Ve bu sorulara cevap veren insan sayısı da bu dönemde azımsanmayacak oranda. O yüzden tamamen kişinin olaylara, kişilere hatta genel anlamda hayata dair bakış açısı burada çok mühim. Ki bazı insanlar vardır, hayatın her dönemi ile ilgili şikâyetçidir. En ufak veya en büyük şey fark etmeksizin, her şeyden yakınırlar. Onların genel karakteristiği o. Sesleri de çok yüksek çıkar bu kişilerin. O yüzden de sağlıklı olmayan perspektiflerine ve söylemlerini hemen anında yaygınlaştırmayı çok iyi biliyorlar. Aman bunlara dikkat edelim! Her yeni dönem geçmişten öğreniyoruz, geleceğe yönelik hedefler ve amaçlar geliştiriyoruz. Öte yandan şöyle dünya insanlık tarihini biraz okumak, felaketler tarihine bir göz atmak lazım. Hemen hemen her dönemde bu vb. şeyler olagelmiştir. Ama hemen yanı başında nedeni, dermanı ve çözümü de vardır. Sorun kayasının altında yatar zira çözüm. Ne diyor Mevlâna: marifet, taşlara bakan gözün, o taşların altındaki çiçekleri görmesidir. O kadar güzel bir mesaj ki bu: Esasında dert arttıkça çözüm, çözüm arttıkça da marifet artar. Yani insan gelişir, dönüşür, kâmil bir hale gelir. Oysa bir kısmımız, sanki hayatımızda olan her şeyden biten yıl sorumluymuş gibi davranıyoruz maalesef. 'Şu yıl bitse de rahatlasak artık' gibi cümleler kuruyoruz. Bizi biz yapanın hayatımızda güzel ve olumlu şeylerin olmasını sağlayanın kendimiz olduğumuzu unutuyoruz." İfadelerini kullandı.

OGÜNhaber